TARİHÇETARİHÇE

  Bina Osmanlı döneminde 1470–1475 yılları arasında para basmak amacıyla Darphane-i Amire olarak inşa ettirilmiştir. Yapıldığı devrin sivil mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan bu bina çeşitli yangın ve depremlerle harap olmuştur. 1707 yılında Sultan III. Ahmed’in başkadını Ümmetullah Hatun tarafından sebil, çeşme ve mektep ilavesiyle yeniden “Simkeşhane-i Amire” olarak inşa ettirilmiştir. Binanın avlusunda Bizans Teodos takının kalıntıları vardır. 1958 yılında Beyazıt-Aksaray yolunun genişletilmesi sırasında Simkeşhane binasının giriş cephesi olan kuzey kanadı yıktırılmıştır. İşlevlerini yerine getiremeyen bina, bakımsızlık yüzünden harap hale gelmiş ve uzun süre kullanılmamıştır.

Restorasyonuna 1964’lü yıllarda Kurucusu’nun Prof. Dr. Bedii Nuri Şehsuvaroğlu olduğu “İstanbul Şehir Kütüphanesini Kurma ve Yaşatma Derneği” tarafından başlanılmış daha sonra Kültür Bakanlığı’nın da katkıları ile 1976 yılında tamamlanmıştır.

Daha önce Fatih Millet Kütüphanesi binasında bulunan İstanbul İl Halk Kütüphanesi 16.11.1981 tarihinde Simkeşhane Binasına taşınarak burada hizmete başlamıştır. 11 Aralık 2001 tarihinde Kültür Bakanlığı onayı ile kütüphaneye yazar Orhan Kemal’in adı verilmiştir.

atlı olan binanın birinci katı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü’ne tahsis edilmiştir. İkinci katta Danışma, Konferans Salonu, Çocuk Bölümü, Süreli Yayınlar Bölümü ve Teknik Hizmetler Bölümü vardır. Üçüncü katta sergi alanı, kataloglar, idare bölümü, Yetişkinler Bölümü, Ödünç Verme Bölümü ve yazışmaların yapıldığı bürolar bulunmaktadır.

SİMKEŞHANE-İ AMİRE’ NİN KURTARICISI PROF. BEDİİ NURİ ŞEHSUVAROĞLU

Ayten ŞAN(*)  

Kurumlaşmanın zayıf olduğu ülkelerde kuruluşların yaşaması ve gelişmesi çoğu kez kişilerle
olmaktadır.

         Laleliden Kapalıçarşı’ya giden caddenin üzerinde Beyazıt meydanına gelmeden önce tarihi bir yapı pek çok kişinin dikkatini çekmektedir sanıyorum. Bu bina 1470-1475 yılları arasında para basmak amacı ile “Darphane-i Amire” adıyla inşa ettirilmiştir. Yapıldığı devrin sivil mimarisinin en güzel ve zarif örneklerinden biri olan bina, zaman içinde çeşitli yangın ve depremlerle harab olmuştur. Uzun yıllar kullanım dışı kalmış 1707 yılında Sultan III. Ahmed’in baş kadını Ummetullah Hatun tarafından sebil, çeşme ve mektep ilavesiyle yeniden “Simkeşhane-i Amire” olarak yapılandırılmıştır. 1958 yılında Beyazıt-Aksaray yolunun genişletilmesi sırasında, binanın giriş cephesi olan kuzey kanadı ne yazık ki yıktırılmıştır. Bakımsızlık yüzünden harab hale gelen bina uzun yıllar kullanılmamıştır. Ta ki 1964’de İstanbul Şehir Kütüphanesini Kurma ve Yaşatma Derneği kurulana kadar. Bu derneğin kurulması ile binanın kaderi de değişir. Derneğin kurucusu, pek çok sivil toplum oluşumunun içinde bulunan çok yönlü bir bilim ve kültür adamı Prof. Dr. Bedii N. Şehsuvaroğlu’dur. Aslında bir tıp doktoru olan Şehsuvaroğlu, ihtisas alanı olarak Tıp Tarihini seçmiş ve akademik kariyer çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmış ama sosyal sorumluluk bağlamında pek çok oluşumun içinde yer almıştır.

        “Simkeşhane-i Amire” binasının restorasyonu da bu çalışmalarının bir parçasıdır. Şehsuvaroğlu’nun amacı bu binayı ve çevresini bir kültür merkezi haline getirmektir. İşte bu amacı gerçekleştirmek için O’nun öncülüğünde bir dernek kurulur “ İstanbul Şehir Kütüphanesini Kurma ve Yaşatma Derneği” Derneğin kurucu üyeleri zamanın İstanbul’unda önemli görevler üstlenmiş kişilerden oluşmaktadır. Niyazi Akı İstanbul Valisi, Prof. Dr. Bedii N. Şehsuvaroğlu İ.Ü. Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Kürsüsü Profesörü, Necdet Uğur İstanbul Belediye Başkanı, Ord. Prof. Sıdık Sami Onar İ.Ü. Rektörü,  Ord. Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü Müdürü, Ord. Prof. Ali Nihat Tarlan İ.Ü. Ed. Fak. Profesörü,  Prof. Dr. Mustafa İnan İTÜ İnşaat Kürsüsü Profesörü, Mithat Sertoğlu Başbakanlık Arşiv Genel Müdürü, Aziz Berker Milli Eğitim Bakanlığı Kütüphaneler Genel Müdürü,  Nazmi Çağan Emniyet Genel Müdürü, Şükrü Akkaya Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Alman Ed. Emekli öğretim üyesi, Yük. Mim. Faruk Akçer İstanbul Belediyesi Koordinasyon Dairesi Müdürü, Yük. Mim. Dr. Turgut Cansever İstanbul Belediyesi planlama müdürlüğü Y. Mimarı, Muzaffer Gökman Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü, Halit Dener Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü, Nureddin Kalkandelen İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Müdürü, Şermin Emsen Millet Kütüphanesi Müdürü, Orhan Durusoy Belediye Kütüphanesi ve Müzeler Müdürü, Akın Tokmakçıoğlu Amerikan Kütüphanesi Memuru, Şükrü Güllüoğlu, İstanbul Üniversitesi Kütüphane Teknisyeni olup, derneğin kurucu üyeleridir. Derneğin kuruluş tarihi 1964’tür, merkezi İstanbul ve adresi Beyazıt Ordu Caddesi tarihi Simkeşhane binasıdır. Amaç, İstanbul şehir kütüphanesinin kurulmasına ve kurulduktan sonra gelişmesine yardım etmek, İstanbul’da bulunan kütüphanelerin ve kültür kuruluşlarının hizmetlerinin geliştirilmesine yardımcı olmak, kütüphane ve kültür hizmetlerinde kullanılacak yeni binalar, amacına uygun yayınlar ve benzeri çalışmalar yapmaktır.

     (*) Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi Müdürü

         Öte yandan   “Şimkeşhane-i Amire” binası İstanbul Belediyesi tarafından da otopark yapılmak istenmektedir. Bu nedenle Prof. Dr. Bedii Nuri Şehsuvaroğlu İstanbul Belediyesi ile bir mücadeleye girmek zorunda kalır. Yorucu bir savaşımdır bu, otopark mı? Kütüphane mi? Bu sorunun cevabının verileceği Belediye Encümeni toplantısının kararı çok önemlidir. Şehsuvaroğlu’nun eşi ressam Leyla Hanım’dan edinilen Bilgiye göre, toplantının yapılacağı gün, Şehsuvaroğlu erkence çıkar evinden ve eşine de o günün kendisi için çok önemli bir gün olduğunu gece iyi uyuyamadığını, verilecek karar nedeniyle heyecanlı olduğunu söyler. Ve toplantının yapılacağı salonun kapısına erkenden gelir. Ne yazık ki encümen kararını öğrenemez Şehsuvaroğlu, yorgunluk ve heyecandan fenalaşıp, hastaneye kaldırılırken vefat eder. Yıl 1977’dir. Kültüre adanan bir ömür ardında bunca eser ve değerli çalışma bırakarak vakitsizce sonlanmıştır. Belediye Encümeni’nin kararı “Şimkehane-i Amire” nin kütüphane olarak kullanılması yönünde çıkmıştır. Leyla Hanım eşi Bedii N. Şehsuvaroğlu için “ Bu bina uğruna ömrünü verdi” diyor, doğrudur belki otopark düşüncesi ortaya atılmasaydı bu duyarlı yürek vaktinden önce durmayacaktı. Şehsuvaroğlu altmış üç yaşında, en verimli çağında bu dünyadan ayrılmıştır.

                  Prof. Dr. Bedii Nuri Şehsuvaroğlu kimdir? Daha başka neler yapmıştır? Bu değerli bilim ve kültür adamının yaşam öyküsü 1914’de İstanbul’da doğumu ile başlar. Babası Dr. Yusuf Selami Bey, annesi eski turgay komutanlarından Arif Bey’in kızı Şefika Nurinissa Hanımdır. İlk ve ortaokulu Kabataş, Liseyi Kadıköy Lisesinde öğrenim görerek bitirmiştir. 1933 yılında Tıp Fakültesine girer, 1939’ da mezun olur. Öğrencilik yıllarında çeşitli okullarda öğretmenlik yapar. 1941 yılında askerlik bitiminde Eskişehir sıtma mücadele başkanlığı şube hekimliğine tayin olur. 1943’te Tifüs mücadele heyetinde görevlendirilerek İstanbul’a gelir. Mücadelenin bitiminde hekim olarak çeşitli yerlerde çalışır, İstanbul Sağlık Müdür Yardımcısı iken, 1944-1945 senesinde tekrar askere alınır. 1947’deki kolera salgını sıralarında ihdas edilen mücadele ekibinin şefi olarak Mısır ve Hicaza gider, 1948’de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Müfettişliğine tayin edilir. 1949’da Rockefoller davetlisi olarak Amerika’ya gider, 1950’de İstanbul Tıp Fakültesinin İsteği üzerine Bakanlıktan İstanbul Üniversitesine geçer ve Tıp Tarihi asistanı olur. 1952’de Leyla Pirigil ile evlenir. 1953’te Uzmanlık Sınavını vererek Tıp Tarihi Uzmanı unvanını alır. Şehsuvaroğlu, kısa denebilecek yaşamı boyunca akademik kariyerinin yanı sıra birçok yararlı çalışmalar yapmıştır. Türk Tıp Tarihi Kurumu, Fiziki ve Tabii İlimler Derneği, National Geographic Society ve L’ academie International d’ Histoire des Science üyesi, L’ academia de la mediterran ee’ nin muhabir üyesi olmuştur.

                  Kızılay ve Verem Savaş Derneği gibi hayır kurumlarında fiili olarak çalışmalar yapmıştır. “Çocuk Yuvaları Derneği” adıyla bir dernek kurmuş ve uzun yıllar yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur.

                  Fransızca ve İngilizce bilir, kişisel bir merak olarak amatör fotoğrafçılık ile pul ve para koleksiyonları yapmıştır.

                  İlk yazısı 1933 ‘te Vakit gazetesinde yayınlanıştır. 1947’den 1953 sonuna kadar günlük gazetelerde ve çeşitli dergilerdeki yayınları ile kitap sayısının toplamı 226’dır.

Yazıları ve kitapları hekimlik tarihi ve bilgileri konusunda ağırlıklı olup, toplumsal sorunların pek çok çeşidinin dile getirildiği  araştırma sonuçlarının ürünüdürler. Çeşitli günlük gazete ve süreli yayınlarda çıkan yazı başlıklarından bazıları şöyledir;

          “İstanbulda 500 yıllık Sağlık Hayatımız”, “Uzun Ömür”, “Kan Bankaları”, “İçtimai Terbiye Buhranı”,“Atatürk ve Fatih”, “ Halk Dershaneleri”, “Tarihte Takvim”, “Takvim ve Folklor”, “İsmail Fenni Efendi”, “Bağışlar Kütüphanesi”, “İlim Bakımından Ahlak”, “Doğu ve batı tefekkürünün bir telifçisi; “ İsmail Fenni Ertuğrul”, “Saatin Tarihçesi”, “Eğitim Tarihimiz”, “Tek Bir Dünya Devleti”, “Münevver Yarı Münevver”,  “Filozof Rıza Tevfik”, “İlim adamı ve Cemiyet”, “ Hekim Şamizade Mehmet Ataullah Efendi Eserleri ve Biyografisi”, “Farabi  (870-950) A Great Turkish Müslim Philosophe”, “Dr. Akil Muhtar Özden Bibliyografyası”, ( gibi biyografi çalışmaları) “ Hekim Vicdanı”, “Besim Ömer Paşa”, “İstanbul Sevgisi”, “Sağlık Davamız”, “İstanbulda İlk Sağlık ve Sosyal Yardım Tesislerimiz”, “Veremin Barınamadığı Bir Vatan Köşesi: Uludağ”, “Okul ve Aile”, “Euthanasia. Rahat Ölüm Ve Onu Sağlama”, “Fatih ve kurduğu Sağlık Müesseseleri”, “Gıdalarımız ve Belediye Kontrolü”, “Rejim ve Partiler Karşısında Memleketin Yarını”, “Şehir, Şehirli ve Şehremaneti”, “İbrahim Paşa Sarayı”, “İlim Bakımından Ahlak”, “Din ve Kültür”, “Mısır Mektupları”, “Milli Kütüphane”.v.b.

Bu yazı başlıklarına bakıldığında Bedii N. Şehsuvaroğlu’nun nasıl bir sosyal sorumluluk duygusu taşıdığı açıkça görülmektedir. O bir hekim ve bir tıp tarihçisi olarak kalmamış pek çok sosyal sorunla ilgili düşüncelerini, önerilerini ve çözüm yollarını yazıyla kalıcı hale getirmiştir. Üzerinde durduğu sorunların birçoğu güncelliğini korumakta ve çözüm beklemektedir. Kıymet bilir vefakâr bir aydındır Şehsuvaroğlu, değerli birçok kültür, bilim, sanat ve devlet adamının biyografilerini kaleme almıştır. Kurumların buluşlarını, bilimsel araştırmalarını ve tarihlerini yazmıştır. Çok yönlü bir bilim adamıdır, daha doğrusu Şehsuvaroğlu’nun bilim adamının toplumsal sorumluluğunu içselleştiren bir durumu vardır. Bir ülke için en önemli olan eğitim ve sağlık konuları, çalışmalarının ana eksenini oluşturmaktadır. Kütüphanelerin ve Kültür Merkezlerinin halk eğitiminde ne denli önemli kuruluşlar oldukları yadsınamaz bir gerçektir. İşte, Şehsuvaroğlu İstanbul Şehir Kütüphanesini Kurma ve Yaşatma Derneği’ni kurarken bu gerçeklerden yola çıkarak İstanbulda halk eğitimine önemli bir katkı sağlamayı amaç edinmiştir. Eşi, Leyla Hanım’ın naklettiğine göre; Şehsuvaroğlu’nun amacı, Simkeşhane-i Amire binasına bazı yapılar ekleyerek burasını, kütüphane, sergi, konferans, sinema ve tiyatro salonları ile eksiksiz bir kültür merkezi ve yanı sıra çeşitli konularda kursların düzenlendiği bir eğitim merkezi haline getirmektir. Ne yazık ki, bunlar gerçekleşemez. Şehsuvaroğlu’nun 1977’de vefatından sonra binanın restorasyonuna devam edilir ama dernekçe sağlanan imkânlar yeterli olmaz. Kültür Bakanlığı’ndan sağlanan katkı ile restorasyon çalışmaları bir ölçüde tamamlanır. Binanın Kütüphane olarak kullanılmaya başlanması ise 80’li yılları bulur. İstanbul Şehir Kütüphanesi adı ile bir kütüphane kurulmaz. Fatih’te Ali Emiri Efendi’nin kurduğu Millet Kütüphanesi binasında 1962 yılından itibaren faaliyet gösteren İstanbul İl Halk Kütüphanesi bu binaya taşınır ve 16 Kasım 1981 tarihinde hizmete açılır. Yazma Eserler Millet Kütüphanesi’nde kalmış, İl Halk Kütüphanesi yeni yayınlarla desteklenmiştir.Bugün her yaş ve seviyeden insanın kullanımına açık olan İstanbul İl Halk Kütüphanesi bulunduğu bu güzel mekânı Prof. Dr. Bedii N. Şehsuvaroğlu’na borçludur. Binanın mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aittir, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kira giderleri karşılanmaktadır. Bedii N. Şehsuvaroğlu’nun vakitsiz vefatı olmasaydı bugün belki de “Simkeşhane-i Amire Kültür ve Eğitim Merkezi “ adıyla hizmet verilen bir kuruluş olabilirdi. Ülkemizde kişilerle yaşayan kurum ve kuruluşların gelişimi ve işlevselliği ne yazık ki olması gerektiği gibi olamamaktadır. Bu gerçeğin değişmesi, hizmetin devamlılığının esası, kurumların yazgılarının artılarla sürüp gitmesinin sağlanması özellikle kültürel kuruluşlar için ayrı bir önem taşımaktadır.  Prof. Dr. N. Şehsuvaroğlu’na ilim ve kültür hayatımıza yaptığı katkılarından dolayı şükran ve minnet borcumuzu en azından onu unutmamak ve unutturmamakla bir nebze olsun ödeyebilirmiyiz? bilmiyorum.